bor.sehri.sitemynet.com
Ömer Fethi GÜRER

Bor Şehri
Bor
Mektuplar
Atatürk
Turizm
Balcı Köyü
Pınarcık Köyü
Çınarlı Köyü
Çukurkuyu
Gözlemler
Yeşilburç
Kapadokya
Niğde'ye Bakış
Tarih
Söyleşi
Gazeteler
Mesajlar
Niğde
Adresler

Çukurkuyu


Çukurkuyu  -  Ömer Fethi GÜRER ve M. ŞAHİN

Çukurkuyu  -  Ömer Fethi GÜRER ve M. ŞAHİN

Çukurkuyu  -  Ömer Fethi GÜRER ve M. ŞAHİN

Çukurkuyu  -  Ömer Fethi GÜRER ve M. ŞAHİN

Çukurkuyu  -  Ömer Fethi GÜRER


ÇUKURKUYU'DA YÜZLERCE YILLIK
TARİHİ KENT
İNCELEME BEKLİYOR

Ömer Fethi GÜRER

Niğde il genelinde çok sayıda tarihi eser var. Bu eserlerden bazıları koruma altına alınsa da bilinmeyen çok sayıda eser daha gün ışığına çıkmayı bekliyor.

Çukurkuyu'da ki batık kentin gün ışığına çıkması için Ömer Fethi Gürer olarak bölgeyi adım adım gezdim.Çukurkuyu Belediye Başkanı Mahmut Şahin ile geniş bir alana yayılan tarihi dokuyu yerinde gördüm. "Açıkcası gördüklerim şaşkınlık verici idi, yaklaşık on kilometre alanda bir batık kent bulguları vardı. Yıllardır bu bölge nasıl gözden kaçmıştı, bölgede tarihi doku gerekli gibi korunamamış ve gün ışığına çıkanlar geçmiş yıllarda adeta yağmalanmıştı, Belediye Başkan Şahin geçmiş yıllarda bu bölge için başvurular yapmış ama konuya ilgi duyulmamış, Niğde için bu bölge gelecekte Tyana kadar, Gümüşler Manastırı kadar, Roma Havuzu Kadar önemli bir bölge olacak zenginlikte idi. "Tek başına eski su sarnıçları dahi turizm açısından bölgeyi cazip kılacak özellikte olduğunu ve Niğde Tarihi su sarnıçlarının mutlaka koruma altına alınması gerekiyor. Bölgede saptadıklarım ve Belediye Başkanı Mahmut Şahin anlattıkları ile bilinmeyen Çukurkuyu Kasabasının inceleme yapılarak tarihinin gün ışığına çıkarılması gereklidir. Niğdemizin hayvancılık ile ünlü kasabası Çukurkuyu Kasabası Belediye Başkanı Mahmut Şahin ile bölge sorunlarını Konuştuk. Hayvacılığın Çukurkuyu için Cumhuriyetin ilk yıllarından beri önemsendiğini Niğde gazeteleri arşivlerinde gördüğünü belirtip konuyu Başkan Şahine sordum. Başkan Şahin - 1989 yılında yirmiyedi bin olan birinci sınıf koyun sayısının sekizbine indiğini anlattı. Üç bin inek bulunan bölgede hayvancılığın sorunlar nedeni ile gerilediğini söyledi. Başkan Mahmut Şahin ile Çukurkuyu kasabasının yaklaşık beş kilometre ötesinde yayla bölgesindeki kalıntıları görmeye birlikte gittik. Tarihi bir kent kalıntıları ile karşılaştık. On kilometre alana yayılmış kent kalıntılarından kalıntıya geçerken NİĞDE İÇİN BU BÖLGE NASIL GÖRÜLMEDEN UNUTULDUĞUNA ŞAŞIRDIK.

Başkan Şahin, geçen yıllarda Bir çok eserin yağmalanıp söküldüğünü, kiminin ev duvarı yapıldığını, o arada ayakta kalanların ise yok olmak üzere olduğunu söylüyordu. Gümüşler Manastırı gibi kaya oyma bir yapı vardı. Saray olarak anılan bu yapıda üst tarafı çökertilmiş bir Bizans kalıntısı idi. Oda bölmeler sağlamdı. kilise kısmı yok edilmiş, duvarları kalmıştı. Bölge de her alanında bir adı vardı. Saray, Han kalıntıları tarihi sarnıçları ile muhteşem bir dün alanı olan bölge ne yazı ki "tarumar" edilmişti. Niğde ile ilgili tarihi kaynaklarda göze çarpmayan bu antik kent bu güne kadar bilinmeyendi. 500 koyunun yattığı mağaralar yanında Saray'da rastladığımız kilise kalıntılarından başka hayvan ağılı olarak kullanılan bir kiliseye daha ulaştık. "İyi ki hayvan ağılı olarak kalmış" dedik. Çünkü yıkılmamıştı. Yeni doğan kuzular ile koyunlar ve çoban köpekleri ile oluşan dokuda bu antik tarihi eser ayakta kalmayı bu sayede başarmıştı. Duvarlarında işaretler vardı. Obalarda gezindik. İnleri gördük. "Tamaşalık" ve "Kule" gibi eski yerleşim yerlerinden yarı yıkılmış yapı, saray ve diğer kalıntıları geçmişte sökülerek kasabaya taşınmıştı. Ve kasabanın imarında kullanılmıştı. O nedenle Çukurkuyu'da bazı Eski evlerde bulunan yontulmuş köşe taşları bölgeden geldiğide biliniyordu.

"Kule" gibi kuzeyden güneye yaklaşık 2 - 3 kilometre uzaklıktaki bir şehir görünümünde olan yıkıntılar ve temeller gezilen yerlerde belirgindi. İlk Hıristiyanlar tarafından oyulmuş manastır bölge de "Saray" deniyordu. Rivayetlere göre tavanı "Hamzalılar" yerleştikten sonra çökmüştü. Bir süre davar ağılı olarak kullanılan yapı duvarında kalıntılarda ilginç motifler vardı.

"Yerhan", Yer altı Manastırından daha önce inşa edildiği söyleniyor, "kışlak", ağıl olarak kullanılan yapıda ayrı bir tarihi dokuyu günümüze taşıyordu. "Kule" ve "Tamaşalık'ın gibi Saray, Tavşan Tepesi,Tümen, Halil Kuyusu, Yerhan, Kale" eski yerleşim yerleri inceleme bekliyordu. Eskilerden kalan derinlikleri 35 - 100 metre arasında değişen kuyular ve kullanım dışı kalan sarnıçlarla Çukurkuyu araştırmacıların incelemesi ile dünü aydınlanacaktı.

186 dönüme ulaşan alanı içinde Çukurkuyu 50 dönüm yaylası olan kasaba idi. Gezdiğimiz Bölgede çokta dikkat etmek gerekiyordu. Her an bir "ine" düşmeniz söz konusu idi. Tam bir yer altı şehri dokusu vardı. Kule sırtları, Yarık tepe gibi höyüğü andıran bölgelerde bulunuyordu. Mintirik Tepe, Göç Tepesi, Göç yolu gibi alanlarda dikkat çeken yerlerdi. Manastır, kilise, yerleşim yerleri ile ilgili halen açıkta olan eserler yanında toprak altında da çok sayıda yapıt bulunduğu anlatılıyordu... Kasabaya Çukurkuyu (çukurun içinde kuyu) ismi verilmiş. Etrafındaki bölgeye "ÇUKURKUYU" adıyla anılmış. Halen yerleşik halkın yaklaşık 250 -260 yıldır bölgede , kasabada Türkmen boylarından kopup gelenler yaşıyor. Başkan Mahmut Şahin kasabanın dokusunu şöyle anlattı :
"- Konya ovasının devamında Toros dağları ile Hasan Dağı arasında yer alan Ereğli ve devamı olan kuzeyindeki Emen ovasının kuzey batı bitiminde sırtların (Hasan dağı plotalarının) başladığı yerde çoğunluğu ovada çok az bir kısmı sırtta (Karabel) kurulmuştur. Rakım merkezde 1050'dir. Merkez çevre köy ve kasabalara bağlanan yollarla kuzey güney doğu ve batı olarak dörde bölünmüş durumdadır. Merkez, dış mahallere göre daha eski ve terkedilmiş binalara sahiptir. Yeni yerleşim yerlerinde haneler 2000 - 3000 m2 gibi geniş alanlara yerleştiğinden doğal olarak kasaba yerleşimde büyük bir genişleme olmuştur. Merkez Atatürk Meydanına 1500 metreden uzak evler vardır.

Batı bölümde ağaçlandırılan alan hariç etrafımız tamamen çöl tabir ettiğimiz çorak ve kıraç alanlarla kaplıdır. Batıya doğru ilerledikçe sadece kayalık bölgelerde yabani çalı görülmektedir. Kule ve Ekizler arasındaki biçiklerin yaklaşık 80 - 90 yıl öncesine kadar tamamen yabani çalılarla kaplı olduğu, kireçci'ler(Kule ve çevresindeki doğal ocaklarda kireç yakanlar) tarafından kökten kesilerek ocak yakımında kullanılmış ve tamamen tahrip edilmiştir. Koyun azaldığından aynı bölgede çalılarda yeniden yeşerme başlamış ve göze görünür büyüklüğe gelmeye başlamıştır."

Yüksekliği 200 - 300 metreyi geçmeyen tepecikler Mittirikler, Göçtepesi, Yarıktepe, Tavşan Tepesi, Mortepe ve Beştepeler (Baştepe, Aleyintepesi, Çataltepe, Ayaktepe) sayılabilir. Kayalıklar yok denecek kadar azdır. Bunlar Kuzuağıl, Kırankaya,Kale ve Yerhan kayalıklarıdır. Kasabamız sınırları içerisinde hemen her yerin hafif değişiklik gösteren her küçük parça arazi değişik isimlerle adlandırılmaktadır. Bu isimler çölden başlayarak;
a. Çöl : Boyalık, Çoraklık, Bozyer, Köyargı, İdristepesi, Canavarcılar, Hacımusa Bağları, Bağlarkolu, Hacımavu Ağa Yurdu, Alibabanın Harman yeri, Sokak, Harım, Sarıtaş, Güdüköz, Tire Tömesi, Şammanındamı, Çavuş Tömesi, Kocaakar, Devedamı, Yanıkyurt, Çürüköz, Kıvrımark, Keller Yurdu, Daşçıkan, Dikili ve Çöl olarak adlandırılır. Çöl eskiden muhtarlıkça bekçi tutularak beklenirmiş. Bekleyenlere çorak bekçisi denirmiş. Yeryüzünde biriken çoraklar kadınlar tarafından toplanır ıslanarak hamura katıldığından mal ayağı bastırılmazmış.
b. Köy Kırı : Çiftçibeli, Kuzuağılı, Karabel, Göçtepesi, Çoburlu, Gölyeri, Aratöme, Dikenlitepe, Çömlekçil tepesi, Mittirkler, Sasabağlama, Tütünağılı, Döllük, Kalegölü, Körkuyu, Kazankakı, Kale ve Damak olarak adlandırılır.
c. Kule : Yel değirmeni, Konakgörmez, Kalederesi, Kulenin sırt, Labız, Kırankaya, Kireçocağı, Devetaşı, Yığmakale, Bekçitaşı, Kartalkayası, Arasamayolu, Kocakafanın Ağılı, Küçük yığma, Büyük yığma, Üç arkaç, olarak adlandırılırlar.
d. Bayatsalı : Yarıktepe, Çalılıboğaz, Yarıkyer, Bakanağın arkası, Derinöz, Müdürsalığın Boğazı, Kum, Yeşillerin Deresi, Bozbeller, Devetaşı, Ağbeller, Kocakös, Kemerliören, İnlikerel, Sızma,Karabel,Kımıt, Arılıközü Tavşantepesi, Aratöme, Tümen, Kızılkaş, Büyükikizler, Küçükikizler, Nefisegölü , Kazankakı, Bekteşöreni, Küllüören, Ağyamaç,Kıldolan ve Gamazın gölek olark adlandırılır.
Orta büyüklükte olan kasabamız 876 hanedir. 2000 yılı sayımlarına göre toplam nüfus 3479'dur.Kadın erkek oranı aşağı yukarı eşittir. Genelde evlenme kızlarda 18 - 20 erkeklerde ise 22 - 23 yaşlarında olmaktadır. Dedi. Başkan Şahin özetle anlattığı kasaba konumu içinde tarihi dününde aydınlanması gerektiğine dikkat çekerek bölgede tarihi eserlerin varlığın karşın gereken öneme eremediğini söyledi. Halk arasında tanım bulan tepelerin bulunduğu bölgelerde yer alan tarihi dokunun gün ışığına çıkması ve değer bulmasınıda beklediklerini sözlerine ekledi. Ömer Fethi Gürer olarak bölgede İninüstü, Hacıyeşilin yurdu, gibi yerlerde Ekizler, Tamaşalık,Tokluağılı, Güneağılı, Kuzuağılı, Göbekli, İnlikerel, Kule ve Saray'da yapılacak ve bölge geneline yayılacak çalışmalarda incelemelerde Niğde turizmde yeni bir pencereye ereceğini bu arada belirtmek istiyorum.

Çukurkuyu kasabamızda tarihi kent
kalıntılarının bulunduğu bölgeye ulaştığımızda açıksası bu kadar dağınık alanda bir kent kalıntısı beklemiyorduk. Yıllardır bölgeye gideriz ama biz dahi ilk kez bu görüntüye tanık olduk. Niğde için ne kadar çok bilinmeyen olduğuna bir kez daha gördük. Geçmişte tarihi bir eser varmı? diye sorduğumuzda "ne gezer" denirdi. Bu gezimizde bu yanıtın nedenini de kavradık.Hayvancılık yapan köylüler bu bölgede çoğu "İnlerde" yaşıyordu ve o tarihi doku onların bir yerde barınağı idi. Açığa çıkmasını istemiyorlardı. Kimisi ise bu bölgede yapılardan söktüğü taşları evinde inşaatlarda kullanıyordu. Böyle olunca da kasabanın birkaç kilometre ötesinde batık kent yağmalanırken varlığı da gizleniyordu. Çukurkuyu Belediye Başkanı Mahmut Şahin ise daha başkan olduğu ilk yıllardan başlayarak bölge tarihini derlemeye ve bölge dokusunu açığa çıkarmaya karar vermişti. Bu anlamda yerleşik mevcut halkında dünü ile ilgili bir kitapta yazdı. Başkan detayları ile Çukurkuyu gerçeğine değiniyordu ama kitapta eksik kalan antik Çukurkuyu tarihi idi. Başkan bu konuda da çalışmalarda bulunmuştu ancak çok ilgi görmemişti Bu kere bizi aldı bölgeye götürdü. Tek tek onlarca eseri gösterdi. Kiminde otomobilimiz ile giderken düşme tehlikesi yaşadık çünkü yer altı her yer bir in bir mağara idi kilise kalıntıları han kalıntıları yanında en çok üzüldüğüm manastırı andıran tarihi bir doku çatısı göçürülmüştü. Büyük bir doku idi. Bu bölge mevcut hali ile dahi turizm için çok önemli bir alan yaratabilir. Mutlaka incelenmesi gerekiyor. Yetkililer konuya eğilip bölgeye gider görürü ise anlattığımızın azı var çoğu yok. Yıllardır ihmale uğramış bölgenin açığa çıkması için gereğinin yapılacağına inanıyoruz. Bölgeden yazacakta anlatacakta çok konu derlerdik. "Gavur ağılı" denen ve şeytan olduğu için gece halen kimi büyüklerin gitmediği yerden "Gece kokusu" çiçeğine kadar notlar aldık.Bölgeye ayrı bir görünüm katan Su sarnıçları artık özelliğini yitirmişti. Başkan Mahmut Şahin " - traktör çıktı su sarnıçları işi bitti. Eskiden bu bölgeye saatlerce yolculuk ile at eşek ile gelenler için sarnıç çok önemli idi. ama artık sarnıçlara ilgi yok" dedi. Sarnıçlara çoban oturup yalağa su döker ıslıkla "kırıçlar" hayvan su içmeye gelirmiş, "kırıçlama" gırtlaktan yapılırmış Hayvana tuz verir iken ise oya ya ya diye ayrı bir ses ile hayvan çağrılırmış.

ÇUKURKUYU SU SARNIÇLARI TARİH OLDU

Çukurkuyu Kasabamız Bor ilçesine bağlı, Bölgede Altunhisardan sonra en eski sarnıçlar Çukurkuyu'da,halen tarihi sarnıçlar özelliğini yitirse de Osmanlı'dan kalan önemli eser konumundalar. 1960'lı yıllara kadar bölge için çok önemli olan su sarnıçlarının motorlu araçların çıkması ile özelliğini yitirmesi onlara ayrı bir özellik yaratılmasını sağlayabilir. "Basamaklı" ve "tepeden delikli" olmak üzere iki tip yapılmış sarnıçların çoğunu gördüm. Çukurkuyu kasabası yayla bölgesinde farklı farklı sarnıçlar var. Kış günleri yağmur suları ve kar erimesi ile dolan ve yazın kullanılan sarnıçlarda çoğu çok eski tarihlerde yapılmıştı. Çukurkuyu Belediye Başkanı Mahmut Şahin bölgede yer alan belli başlı önemli sarnıçları isimleri şöyledir :
"Uzun Hasanın Sarnıcı, Karahacının sarnıcı, Tamaşalığın sarnıcı, Gözükara'nın sarnıcı, Kekilli'nin sarnıcı, Uzunahmedin sarnıcı, Tireninalinin sarnıcı, İnlikerel sarnıcı, Eminbadağın sarnıcı, Baştepe Sarnıcı, Kocakafanın Sarnıcı." Sarnıçların bir kısmı eski medeniyetlerden kaldığı sanılıyor. Sarnıçları tamir ettirip bu sarnıçlara adını verenler ile anılan sarnıçlarda çok işleyen yol kenarlarında yer alıyor.. Bölgede en büyük sarnıç olarak tanımlanan "Mağsan" yüzyıl önce kasaba yerleşiminin kuzeyine yaptırılan yağmur kar suyu ile dolan üstünde kova ile su çekmek için iki deliği olan büyük bir sarnıç. Kuzey kısmında avgını, bakım kapısı ve güney en alt çıkışta tahliye deliği bulunuyor. Sarnıcı besleyen su kanalı yaklaşık. 6 - 7 kilometreyi buluyor. Osmanlı döneminde kasabaya yapılan camide bu bölgeden sarnıçlardan beslenen bir boru hattı da çekilmiş. Ömer Fethi Gürer olarak bölgede yaptığım gezide gördüğüm bu sarnıçlar dahi tek başına başka bir bölgede olsa görmek için yüzlerce turist çekeceği inancındayım. Çünkü bu sarnıçlardaki kimi oyma taşlar dahi tarihi eser sayılacak özellikte ve güzellikte bulunuyor. "Mağsan" sarnıcının Fertekli Rum usta "Büyük Gavur" lakabı ile anılan Abraham tarafından yaptırıldığı söyleniyor. Bölgede su temini konusunda kuyu ve sarnıçların önemine değinen Çukurkuyu Belediye Başkanı Mahmut Şahin 1960 yılına kadar kasabanın bu yolla su sağladığını anlatarak Çöl kuyuları 3 - 5 metre köy kırı, kule ve bayatsalı kuyuları 35-100 metre arası değişmektedir. Bayatsalı da ki yurtlarımızda ki kuyuların başında cunur adı ile kubbeli bir havuz (suyu soğuk tutmak için) ve Çunur'a bağlı olarak birbirine bağlı 7 - 8 oluğa sıra adı verilir. Çunur'la kuyunun birleştiği yerin yan tarafında sadece içme suyu almak için derin bir oluk vardır.kuyudaki kovanın dolup dolmadığını anlamak için kuyu başında sahış tarafından 2 - 3 sefer yukarı çekip bırakılır. Sarnıç ise kuyudan ayrılığı içinde su bulunmayan su toplanarak değer bulan yerlerdir. Diye anlattı. Sarnıç bir yerde su toplama merkezleri. Tarihi yapıları ile turimze açılacak bölge için sarnıçlar dahi ayrı bir özellik olacak zenginlikte. Gelecekte bu bölgeyi yine yazacağız. Kimi bizim bu yazdıklarımızı okuyup konuyu öğrenip sahip çıkıyor. Niğde için bununda bir hizmet olduğunu düşünüyoruz. Amacımız bilinmeyenleri açığa çıkması ve bu yolla Niğde tanınmasıdır. Çukurkuyu bölgesi Niğde için Turizmde yeni bir alan olabilir. Turist geliyor bir gün kalamadan gidiyor denilmesini sonlayacak kadar detaylı ve geniş bir alanda kalıntılar var. Gümüşler Manastırı, Tyana, Bahçeli, Niğde merkez, Altunhisar ve derken Çukurkuyu ile turiste Niğde'den kalma yolu da açılır.

Bor - 24.04.2006

Çukurkuyu  -  Ömer Fethi GÜRER